TMMOB
Gıda Mühendisleri Odası

İÇME VE KULLANMA SULARIMIZ NE KADAR KALİTELİ

İÇME VE KULLANMA SULARIMIZ NE KADAR KALİTELİ
MERKEZ
Yayına Giriş: 16.09.2014 Son Güncelleme: 16.09.2014

 

İÇME VE KULLANMA SULARIMIZ NE KADAR KALİTELİ?

16.09.2014

Yaz aylarının kurak geçmesi sebebiyle Türkiye genelinde olduğu gibi Ankara‘da da su kaynaklarında yetersizlik yaşanmaktadır. Bu sebeple Kızılırmak suyunun içme suyu şebekelerine karıştırılması, sularda renk, tat ve kokuda birtakım olumsuz etkilerin görülmesine sebep olmaktadır.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de Yerel yönetimler halka sağlıklı ve güvenli içme suyu sağlamakla yükümlüdür. Ülkemizde  İçme-Kullanma sularının kalitesi, 17.02.2005 tarihli ve 25730 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre değerlendirilmektedir. Yönetmeliğin 11. maddesinde "Düzeltici önlemlerin alınmasını gerektiren ihlalin ciddi boyutlarda olması durumunda tüketiciler bilgilendirilir." hükmü yer almaktadır. Şu ana kadar yetkili mercilerden yapılan açıklamalarda, Temmuz ve Ağustos aylarında sulardan alınan numuneler üzerinde yapılan analizlerde herhangi bir olumsuzluk olmadığı söylenmektedir. Fakat akıllarda halen konu ile ilgili soru işaretleri bulunmaktadır.

İçme ve kullanma sularında görülebilen duyusal ve fiziksel değişimlerden kısaca bahsedecek olursak:

  • Su kaynatıldığında  üzerinde oluşan köpük ya da tortu, suda kalsiyum ve magnezyumun bulunduğunu,
  • Suda bulanıklık; kir, kil tuzları vb. olduğunu,
  • Lavabo ve küvetlerin  yeşile boyanması  asitliğin yüksek olduğunu,
  • Kahverengi‐kırmızı boyanma  suda çözünmüş demir olduğunu,
  • Suyun bekletildiğinde  dumanlı bir görünüm alması, pompaların yetersiz çalıştığını ya da filtrelerde problem olduğunu,
  • Tuzlu, acımsı tat suda sodyumun yüksekliğini, sabun tadı, suda alkali minerallerin çözünmüş olduğunu, metalik tat, asitlik derecesinin yüksekliğini ya da yüksek demir bileşimini, kimyasal madde tadı, endüstriyel kimyasalların veya canlı kıranların bulunduğunu,
  • Çürük yumurta kokusu, çözünmüş hidrojen sülfür gazı ya da suda bulunan bazı bakterilerin varlığını, eğer koku sadece sıcak sudan kaynaklanıyorsa kısmen su ısıtıcıyla ilişkisini, deterjan kokusu ve suyun köpürmesi, su kaynaklarına ya da şebekeye mutfak ya da çamaşır akıntılarının karışmasını, metan gazı ya da küf ve balçık kokusu, suda organik maddelerin bozulmasını, klor kokusu ise sudaki yüksek klor oranını gösterir.

Tüm bu olumsuzlukların  çoğu son dönemde Ankara‘da kullanılan şebeke sularında görülmektedir. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler ile küçük yaştaki çocuklar ve yaşlılar tehlike altındadır. Temiz ve güvenli olduğu bilinmeyen sular  kesinlikle tüketilmemeli, kullanmak zorunda olduğumuzda da  hijyen kurallarına dikkat edilmelidir.

Bu denli insan sağlığını tehdit eden bir durum karşısında kamuoyu önünde sergilenen davranışlar geçmişte yaşanan Çernobil faciası sonrasında çay içilerek çayın radyasyonlu olmadığı konusunda halkın yanlış yönlendirildiği zamanları hatırlatmaktadır. Hala aynı noktada olmamız çok düşündürücüdür. Soma‘daki maden ve İstanbul‘daki asansör kazalarından sonra su ve gıda ile ilgili olarak da benzeri olayları yaşamak istemiyorsak yetkililer daha  dikkatli,  bizler de daha duyarlı olmak durumundayız. Yetkili mercilerden mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal analiz sonuçlarını gösteren ayrıntılı raporları açıklamalarını bekliyoruz.  

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu

 

Okunma Sayısı: 1439